GÖKYÜZÜ ARKEOLOJİK KAZILARLA YENİ KEŞİFLERİ İŞARET EDİYOR

Gökyüzü yeni keşifleri ve uygarlıklara işaret ediyor.

Gökyüzünü bir rehber gibi değerlendirdiğimizde yaşamlarımızda bıraktığı izleri görmek çok zor olmuyor.  Öyle ki topraktan geldik ve yine onun mucizelerine kulak vermeye açığız. Ben şahsen ne öğrenmenin ne de keşfetmenin bir yaşı, zamanı olmadığına inananlardanım. Hayatın bize sundukları gibi aldıkları olduğunu da biliyoruz. Yeter ki yaşam içinde var olan mesajları tek düze algılayalım. Zaman teknoloji hızı ile ulaşılmaz bir ışık kümesi gibi ortalığa her şeyi saçarken aslında dünyanın herhangi bir köşesinde yeni bulgularında olduğuna tanık oluyoruz. Bu döngü keşfe açık ve yeni buluşları destekliyor. Bilim insanları kendi değerlerinin üzerine oturttukları sistematik konuların dışında tarihe öncülük edecek çalışmalarda da yol gösterici olmaya devam edecek. 

Aydınlanıyoruz…

Keşfetmek derken burada özellikle üzerinde durmak istediğim konu toprak bütünü ile kopmayan uygarlıklar ve yansımaları. Türkiye topraklarında değerli olan sadece yeraltı kaynakları değil, onun altında yatan katmanlarda arkeolojik değerinin kıymetini gösteriyor. M.Ö ki döneme dayalı koca bir kronolojiden bahsediyoruz.  Bunun gökyüzü ile ne ilgisi olduğunu soracak olursanız size sadece şunu söylerim “gökyüzünde ne varsa yeryüzü de onu yaşar.” Uygarlıklar yıllar boyunca hem savaşçı toplumlar hem de dini topluluklar yaratmış.  Yüz yıllarca tüm medeniyetlere bir şekilde eşlik etmiş astroloji ise 2012 kehanetleri ile dünyanın farklı bir sürece gireceğini işaret ediyordu hatırlarsanız. Hepimiz o günlerde dünyanın sonumu geldi diye sorgularken, Türkiye’de Şirince köyünü istila eden insanları bile anlamaya çalıştık.  Aslına bakarsanız eğer o gün dünyanın son günü olsaydı, yine Türkiye son mesajı bırakmış olacaktı.  Aslında binlerce yıl önce bırakılan mesaj bile Türkiye’den çıkıyordu.

Neden?

Gökyüzündeki taç değiştirme merasimi 2012 de aktif olurken, hızlı hareket eden gezegenler ise değişken burçlara tam 4 yıl sonra yeniden yerlerini alacaktı.  Bu da 2012’de Neptün Balık burcuna geçiş yaparken 2016 yılında Jüpiter Başak burcuna geçişi ile bugün ile geçmişin bir bağı olduğunu her yüzyılın başka bir yüzyıla karma bıraktığını sorgulamamızı sağlayacaktı.  Bu da insanoğlunun medeniyetleri bir şekilde yeniden ulaşabileceğini ilk ışıklarını evrene yansıtmış olduğunu fark edecekti.  Bu ışık Türkiye’ den doğacak bizim kıymetini bilmediğimiz medeniyetler beşiği dünyada daha çok fark edilecekti!

Dünya binlerce yıldır vâkıf olan insanlığa bir şey anlatmak istiyor.

Dünya duvar resimlerinden, köy yaşamına, agora meydanlarından yükselen medeniyetler sınıfına vakıf olmuş. Peki, bir şeyin değerini bilmek için önce onun ne olduğunu anlamak çok önemli değil miydi? Önemliydi elbette sizin için araştırdığım ve ulaştığım bilgiler aslında insanın ancak bildiği anladığı kavradığı şeyi koruyor olduğunu gösterecek. Bu yorumu yazının sonuna kadar dikkatli okuduğunuzda fark edeceksiniz. Şimdi gelin neden Türkiye toprakların önemli olduğunu bir kez daha görelim.

Kuruluş ve keşif yıllarına göre Türkiye arkeolojisine bakış

Plüton Başak burcunda hareket ederken 1720, İlk müze Dar-ül Esliha kurulur. Askeri müze anlamına gelen yapı Üçüncü Selim Han ve İkinci Mahmud Han zamanlarındaki yeniçeri ayaklanmaları sırasında yağmalanır. İtibari açısından tarihi değeri büyük olan bu yapının kuruluş amacı Fatih’ in İstanbul’u fethinden sonra değerli harp silah, araç ve gereçlerinin toplandığı “Cebehane” olarak düzenlenmiştir. Abdülmecid Han zamanında da  “Harbiye Ambarı” adını aldı. 

1764 yılında İlk batılı araştırmacılar Anadolu'ya gelmeye başlıyor.

1834 Charles Texier, Çorum ilinde yer alan Boğazköy/Hattuşa'yı bulur. Burası halen kazıları devam eden bir arkeoloji sit alanıdır. Dinlerin beşiği olarak kabul edilen bir uygarlık olan Hititler tarafından kurulmuştur. Dini yapıları, yönetim şekli ve imparatorluk sisteminde rahiplerin ve din adamlarının sözü yüksek mertebede kabul edilirdi.

1846 Müze-i Hümayûn Aya İrini'de açılır.

1871 Schiliemann tarafından Troia kazısına başlanır. Halen günümüzde devam eden kazı çalışmaları tarihin birkaç dönemini işaret eder boyuttadır.  33 farklı katmanı gösteren bu topraklar Çanakkale iline bağlı bir bölgede yer alır. Birçok medeniyeti bir araya getiren harmoni bu bölgenin adeta karşı komşu Ege’ den, körfeze kadar izlerini yansıtmıştır. Uğruna savaşılan aşkları ile tarihten günümüze popülerliğini korumaya da devam eder ve Unesco Dünya Miras listesine de1998 yılında alınmıştır.

1883 Osman Hamdi Bey Nemrut'ta kazılara başlar. Devasa heykel başları,  Nemrut Dağı'nda bulunan Nemrut Krallığı'na (Kommagene) ait kalıntıları temsil eder. Tek tanrılı dinlerin atası ve M.Ö 2000'li yıllarda yaşayan İbrahim peygamberden yaklaşık 1000 yıl sonra kurulduğu iddia edilir. Krallıkların aslında bu dönemde dini vecibeler ile yönetildiğini temsil eder.  Unesco dünya miras listesine 1987 yılında alınmıştır.

Cumhuriyet dönemine yaklaşıldığında 1931 yılında İlk Türk Arkeoloji Enstitüsü olan İstanbul Arkeoloji Enstitüsü kurulur ve 1934 yılında ilk büyük Türk kazısı Alacahöyük çalışmaları başlar. 1936 yılında Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesini kurulur.

1957 yılında Mellart, önce Hacılar höyükte sonra da Çatalhöyük’te kazılarına başlar. Halen devam eden kazılar Konya ilinin Çumra ilçesinde yürütülmektedir. M.Ö. 9000'e tarihlenebilecek, yoğun bir şekilde kullanılmış bir Neolitik dönem olarak dünya da muhtemelen ilk yerleşim yeridir. Kutsal yapıları da içinde barındıran Anadolu’nun en eski yerleşimi demek daha doğru olur. İnançları doğrultusunda bulgularda kutsal mekân kavramının yer aldığı görülmüştür. Tarihteki ilk modern yapılı köy olarak da adlandırılır. Unesco dünya miras listesine 2012 yılında alınmıştır.  Bu da size yine tesadüf olmadığını gösterebilir.

İlk olarak 1963 yılında daha sonra 1983 yılında tarlasını süren Mahmut Kılıç tarafından fark edilen Göbeklitepe, günümüzde halen Urfa bölgesindeki kazılarına devam edilmektedir. İnşası M.Ö 10.000 yılına uzanan tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor.  Dönemin dini ihtiyaçlarını karşılayan kutsal bir mabet olarak kabul edilen bu alana yakın olmak amaçlı yerleşik hayata geçildiği düşünülür.

Ve Ani Arkeolojik Alanı

Kars ili sınırları içerisinde yer alıyor. Tarih öncesi dönemlerden itibaren çeşitli kültürlere ev sahipliği yapan ve Ortaçağda önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun Kafkaslardan Anadolu’ya ilk giriş noktasında kurulmuştur.  Bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi konumuna yükseldi. Çeşitli Pagan, Hıristiyan ve Müslüman kültürlere ait mimari kalıntıların büyük bir çoğunluğu sağlam durumda günümüze ulaştığı antik kentte, dini, sivil, askeri her tür yapı çeşidine ait eserler bulunuyor. Ayrıca Ani harabeleri “yeraltı şehri” ni bu topraklarda saklıyor ve 2012 yılında da Unesco tarafından koruma listesine alınmıştır.

Dünyayı yeniden anlamak!

Yaşadığımız toprakların nelere şahitlik etiğini anladığımız günlerden geçerken, gömülü olan tüm şehirler ve uygarlıklar bir bir yeryüzüne çıkmaya hazırlanıyor.  Aslında gökyüzünün bu büyük keşiflere de öncülük yaptığını fark edebiliriz.  Gökyüzü bize 2012 den bu yana hiçbir şeyin kolay olmayacağını söylerken savaşları, ekonomik çalkantıları, ölümcül ve yok edici kaosları bir şekilde anlatmıştı.  Şimdi ise başka bir sürece girdiğimizi artık her şeyin çok hızlı aktığını gösterecekti, gösterdi de!  Bu sefer Gök yüzdeki felekler bize bizi anlatacaktır kim bilir. Bunu nasıl başaracak derseniz bana göre ilk önce ne kadar vahşi bir doğamız olduğunu anlamamız gerekiyor! İnsanlığın ilk günlerinden itibaren baktığınızda da aslında evrim geçirmiş, bir anda vahşileşebilen bir canlı olduğunu sizde gözlemleyerek fark ediyorsunuzdur. Bu eş zamanlı farkındalık ve sorgulama ise çok daha büyük yüzleşmelerin ve keşiflerin habercisi olacağını işret ediyor. 

Gökyüzü bir şeyi daha işaret ediyor… Türkiye toprakları!

Gezegenlerin seyrinden yeryüzüne baktığınız da en önemli vurgusu Türkiye toprakları!   Bu da yeni verilere bizim topraklarımızdan ulaşılabileceğini anlatıyor.  Düşünsenize dünyanın yarısının beklediği kıyameti bile bizim Şirince' den alacakları bilgilerle anlamlandırmaya çalışmışlardı. Öyleyse 2016 Eylül ayından 2018 ilk günlerine kadar büyük uygarlıkların topraklarımızdan çıkabileceğini işaret ettiğini niye kabul etmeyelim? Satürn Yay burcundaki süreci boyunca dinler üzerinden yürütülen büyük bir kırılmadan geçerken öncelik dinlerle alakalı uygarlıkların ilk gün yüzüne çıkacağını da anlatıyor. Bunun ilk işareti ise ‘’Poseidon’’ olduğunu da unutmayın. 

Bu günlerde eğer kederli bir sessizliğe bürünen yüreğinizi yönlendirmek istiyorsanız dünyaya geldiğiniz toprakların geçmişinden şevk alabilir, ecdadınızın ne zorluklardan geçip geldiğini araştırabilirsiniz.  Kaldı ki yaşadığımız toprakların üstünde dönen oyunları da belki biraz anlayabiliriz.

Astrolog

Zeynep TURAN

Yazının her hakkı saklıdır.

19.08.2016

 

 

Sayfa görüntülenme : 22377
81%
10%
3%
2%
1%
1%


YORUM YAP

Yorumlar

Zeynep Tanca - 22-08-2016 09:18:07
Güzel bir yazı tşkler
TUBA ASLAN - 25-08-2016 12:09:09
Merhaba.Sizin anlatış tarzınıza ve yazılarınıza hayranım....Normalde okumayı fazla sevmem ama yazılarınız alıp götürüyor beni başka yerler :))) Sevgiler

Tüm Sayılar


Zeynep Turan

Hakkında
Zeynep Turan

Astroloji bir yol haritasıdır.
Hayatınızla ilgili keskin bir viraj aldığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Peki, o zaman size bir soru; İçinde bulunduğunuz dönemin hayatınızdaki en zor dönem olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?
Astroloji bunları yıl yıl cevaplıyor! Zeynep Turan; doğum haritanızda yani horoscope haritanızda, size özel olayları anlatırken, olayları nasıl yöneteceğinize dair danışmanlık da veriyor...
Siz doğum bilgilerinizi veriyorsunuz, Zeynep Turan doğum anınızdaki gezegen konumlarından hayatınızda neyin öne çıktığını anlatıyor. 

Zeynep Turan'a Sor

Ayrıntılı Yorum

Videolar
KALBİNE GÜVEN AŞK HALA VAR
KALBİNE GÜVEN AŞK HALA VAR

BÜYÜK HESAPLAŞMA BAŞLIYOR
BÜYÜK HESAPLAŞMA BAŞLIYOR

En Çok Okunanlar
BEN MARS!
BEN MARS!