DIŞARIDA MISIN, İÇERİDE Mİ ?

İnsan en çok kendinden kaçar.

Yaşamaya çalışırken, korkularımızın ve kaygı düzeyimizin devamlı artması,  hayatın adeta depresyondan depresyon beğen dercesine üstümüze geliyor olması hepimizi bitap düşürdü. Duygularımızı bastırmaktan nefes alamaz hale geldiğimizi fark etmek için birilerinin acısını görüp anlık şükürlere dalıyoruz. Ya da korkularımızın içine daha çok batıyoruz.  Öyle garip duygularla beslenir olmuşuz ki bir gün içerisinde düşündüklerimizi bir kenara not etsek bunların hepsi olumsuz diye kendimizden kaçarız. 

Yok mu bu işin ortası?

Etrafınızda adeta salgın bir hastalık gibi büyüyen narsisim ummanında kimlerle yolunuza devam edeceğinizi görmekte zorluk çekiyor olabilirsiniz.  Kaldı ki artık sözün senet olduğu o çağa çoktan elveda dedik. Bu da ilişkilerde ki problemlerin çok daha inanılmaz boyutlara geldiğini açıklarken, aslında ikili ilişkiler içinde olmaması gereken şeyler ‘ne var canım bunda’ diye küçümsenerek bakıldığı dertler bile söz konusu olmaya başladı. İsveç Bern Üniversitesi’ nin son yıllarda yaptığı araştırmada 10 kişiden 8’ inin ilişkisinden memnun olmadığını açıklamıştır yani bu demek oluyor ki dostluklarda da erozyonlar yaşanıyor. Bu durumda dünya sadece politik ayrışmalarda zorlanmıyor. İlişkilerde de büyük güven kaybı ve iletişim bozuklukları olduğu ortaya çıkıyor. Hatta zaman zaman her şey karşılıklı deyip kulağımızın en görünmez köşesine sıkıştırdığımız konular, maalesef bir süre sonra gözlerimizi tırmalamaya başlıyor. Çünkü ben onun dilinden anlarım diye üstlendiğimiz iletişimi, uzun bir süre idare edemiyor ve volkanik bir patlama yaşıyoruz.. Unutmayın en iyi diyetler bile 21 gün idare ediliyor!!!

Kül olmadan yaşamayı başarmak.

Sevmekten korkarken aslında, sevgiyi kısıtladığımızı ne zaman fark edeceğiz. Gerçekler tek tek hayat yolumuza doğru akarken, beden durumu akıldan daha doğru bir şekilde algılar.

Size bir örnek vermemi isterseniz; içinizdeki sesi dinleyip ‘bu kesin yalan söylüyor’ diye içinizdeki sesi dinleyip olumsuz opsiyonları devreye soktuğunuz an kendi gerçeğinizden vazgeçip, henüz ispatlayamadığınız bir olgunun peşinden gitmeye başlarsınız.

Kabul edilmek!

Birbirimize sosyal bağımlılıklarımızın farkına varıp, kölesi olmadığımız sürece birey olarak belki de yaptıklarımızdan tatmin olacağız. Kişi olarak görülmek, kabul edilmek, sayılmak gibi telaşlarımızın içinde günlük hedeflerimizle ilgili stresi daha iyi yönetebileceğiz. Bu kanıya nasıl vardığımıza gelince; efendim kimse küçük bir kasaba da minimalize edilmiş bir yaşam sürmek İstemiyor. Bu da ailemizden kalacak küçük bir arsanın üzerine emekli olduğumuzda yaşamayı hayal ettiğimiz bir gelecek planımız olmadığı anlamına geliyor. En azından ilk düşüncemiz olmadığı gerçeğini hepimiz biliyoruz.  Bununla ilgili yapılan araştırmalarda, insanlar sonradan keşfettikleri yerlerde yaşam kurmak istediğine dair bir bilgi de var.  Kısacası eskiden bakkallar ve oğulları vardı, artık o da mazinin tozlu bilgileri arasında bir anı olma yolunda kaldı. Şimdilerde insanların hedefleri bireysel başarı grafiği çizmek. Hâl böyle olunca dünyadan bir haber bireylerin değil, her daim bir fikri olan bireylerin yetiştiği, bilginin gerçek mi değil mi araştırması bile bir rekabetin doğduğunu gösteriyor. Burada kaybedilmemesi gereken en değerli olgu ise değişen teknoloji çağında toplumsal sorunları insani duygularla çözmenin en iyi yöntem olduğudur. En eski ama en iyi yöntem olduğunu görmek zorundayız. Aksi takdirde,  hepimiz bu yeni dünya düzeninde hızla sistemleşen bir veri tabanı olmak üzereyiz. Belki hiçbirimiz sistemi reddetmeden ama makineleşmeden de sitemin bir parçası olup orta yolu bulabiliriz. Birbirimizi çözmeye çalışırken, bakış açımızda olabildiğince duyarlılığımızı kaybetmeden hareket etme çabamıza bağlı. Belki bu sayede telefon ekranı gibi donup ağır depresyonlara koşmaz, kişisel hayatlarımızda pişman olacağımız kararlar almayız. Unutmayın bu döngülerde zaten özgüven eksikliği ve öfke yüksekliği yüzünden sağlıklı kararlar almak neredeyse imkansızlaştı. İstersek bir kerede ben hata yapayım tesellisi ile yola devam edebiliriz ancak bu da yalnızca züğürt tesellisi olur ve kendimize binlerce kez ben bunu nasıl yaptım sorusu sorarız. İşte sırf bu duygulardan korunmak için bile kendi hayallerinizi kurmadan önce hayırlarınızı belirleyecek bir liste yapın.  Teknolojinin ve likelerin arasında boğulmayacağımız,  yetersizlik hissinin üstesinden gelebileceğimiz kendi koruma kalkanımızı yaratırız. Yoksa kendinizi rahatlatmak için seçeceğiniz her yol kaçış psikolojisinden başka bir şey olmayacaktır.

Astrolog Zeynep Turan

Yazının her hakkı saklıdır.

20.09.2016

 

 

 

Sayfa görüntülenme : 46224
79%
8%
4%
3%
2%
1%


YORUM YAP

Yorumlar

Beyza kösem - 22-09-2016 15:20:29
Ben beyza 21.09.1976 eskişehir doğumluyum saat.05.30 Teşekkürler
Nevroze serin - 20-04-2017 09:15:03
Bu aralar tamda böyle hissediyorum bütün yazılarınızı okuyorum sanki benden söz ediyor Icimdeki ses konuşuyor gibi hissediyorum çok ilginç

Zeynep Turan

Hakkında
Zeynep Turan

Astroloji bir yol haritasıdır.
Hayatınızla ilgili keskin bir viraj aldığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Peki, o zaman size bir soru; İçinde bulunduğunuz dönemin hayatınızdaki en zor dönem olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?
Astroloji bunları yıl yıl cevaplıyor! Zeynep Turan; doğum haritanızda yani horoscope haritanızda, size özel olayları anlatırken, olayları nasıl yöneteceğinize dair danışmanlık da veriyor...
Siz doğum bilgilerinizi veriyorsunuz, Zeynep Turan doğum anınızdaki gezegen konumlarından hayatınızda neyin öne çıktığını anlatıyor. 

Zeynep Turan'a Sor

Ayrıntılı Yorum

Videolar
KALBİNE GÜVEN AŞK HALA VAR
KALBİNE GÜVEN AŞK HALA VAR

BÜYÜK HESAPLAŞMA BAŞLIYOR
BÜYÜK HESAPLAŞMA BAŞLIYOR

En Çok Okunanlar
BEN MARS!
BEN MARS!